Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KAHROLASI BİLİNÇALTI...

Yazıda yazılanlar kah mizah kah ironi kah gerçekleri yansıtmaktadır.

   Evet, psikanaliz çıktığından beri hemen hemen herkes hastadır. Kahrolası bilinçaltı çünkü.  Kaç yaşına gelirsen gel bırakmaz yakanı, torunların olur, boy boy çocukların olur duruyordur belleğin orada. Patlayacağı yeri bekliyordur, ne zaman sendeleteceğini hesaplıyordur. Halının altına süpürülen tozlar gibi hasta eder seni, grip yapar, zatürre yapar, biraz durur iyice tozutup daha farklı hastalıklarla çıkar karşına. Belleği toplar toplar, sonra dağıtmaya başlar, dağıtacak yer bulamadı mı yada beğenmedi mi virüsünü bırakıverir acımasızca. Beni temizle ! Bi nevi intikam. Bilinçaltı beladır.

   Bazen farklı yapar seni diğerlerinden. Mesela bir kromozom fazla gelirsin dünyaya bam bam farklısın! Bir kromozom eksiksin, farklısın!  Farklı olmayı isteyip istemediğinle ilgilenmiyoruz, farklı, aynı, çeşit, türlü, acayip,uysal, asi ... Her türlüsü kabul.. Bir şey "ol"acaksın. Her şey iyiye gider, bir yerde bir şey g…
En son yayınlar

“NE OLMAK İSTERSİN ? “ SANANE ..

"Büyüyünce ne olmak isterdiniz"? Artık o kadar duyuyoruz ki bu soruyu önümüze çıkan beş yaşındaki çocuğa da,  yirmi yaşındaki yetişkine de aynı soruyu otomotikman soruyoruz. Neden sorulur ki ? Şimdiki aklım olsa bu soruya tüm kalbimle SANANE diye cevap verirdim. Ya da hiç bir çocuk iyi bir insan olmak istiyorum demez? Çünkü neden desin ki ...

Ben 5 yaşlarındayken bu soruya hanımları halkaya toplayıp ellerini açtırıp hoca olacağım diyerek cevaplamışım.  İlkokulda iken evdeki gazeteleri, öyküleri okuyup spiker olmak istediğimi hatırlıyorum, ses kayıtları yapardım, kendimi dinlerdim, kendim fon müziğimi, rap ve şarkımı yapardım ses kayıtlarında. Kendi aranjörlüğümü yapardım:)

Ortaokulda iken işleri biraz daha büyütüp  annemin evde olmadığı günlerde sunuculuk yapar, program sunardım, annemin evde olmaması lazımdı çünkü boya kalem kutusuyla alkış yapmam gerekiyordu o da ses yapacaktı büyük ihtimalle  annem kızmazdı fakat düşünceli çocuktum işte:) Durumlara psikoloji olarak sonra…

İSMET ÖZEL İÇİN ÖZEL BİR DENEME ..

Ben temiz havaya çıkmak istiyorum, onlar bana soğuk algınlığından bahsediyorlar. Ben iki ayağım üzerinde durmanın şerefini ele geçirmeye çabalıyorum, insanın kendi ayaklarına güvenerek yürümesine hayranlık duyuyorum, ama onların böyle meseleleri tanıma aşamasına gelmediklerini fark ediyorum . "İsmet Özel- "Waldo sen neden burada değilsin" kitabından küçük bir alıntı.Burada bir şairi anlatıyorum ben, hala yaşayan, Sezai Karakoç gibi herkes tarafından bilinen ama yolda görünse tanınmayan bir şairden. Herkesçe anlaşılmayan, belki de anlaşılmak istenmeyen, herkesçe sevilmeyen, sevilmek gibi bir düşüncesi olmayan, "ben neden sizi ikna etmeye çalışayım? ben niçin sizi inandırmaya çalışayım? inanmıyorsanız canınız cehenneme" diyebilen cesur bir şairden.. Katıldığı bir televizyon programında "ben yenilir yutulur şeyler söylemiyorum, evet . Televizyon yenilir yutulur şeyler söyler" diyen bir yazardan."Ben İsmet Özel, şair , kırk yaşında, her şey ben yaşa…

DOĞRU, YANLIŞ KARMAŞASI "kendi yazım"

Önceden yaşadığımız tüm hayal kırıklıkları "sandığımız" basit olaylar, bugün, dimdik durmamızı sağlayan olaylar. Ve hatta öylesine ki, travmalarımız bizi biz yapan can içlerimiz. Keşke yaşamasaydım dediğimiz günler, bugünlerimizin teminatı.

Bugün bir fikrimiz varsa, bir zamanlar fikirsiz olduğumuzdan. Bugün bir karakterimiz varsa, bir zamanlarda ki karaktersizliğimizden:) 

Şu an doğru yoldaysam, bir zamanlar doğrudan ayrılıp yanlış yolu gördüğümden. Yolumun kıymetini biliyorsam, yanlışın kıymetsizliğini öğrendiğimden.

Doğru, yanlış kavramları tartışılır. Kime göre doğru? Neye göre yanlış?  Kafalar karışık . Ne demiş İsmet Özel " kafa karışıklığı iyidir,bir kafan olduğunu anlarsın." Doğruyu da yanlışı da kendimce en büyük acizliğimle yorumlamaya çalışacağım.


Merkeze neyi koyduğunuza göre şekillenir. Merkezinizde "dünya" varsa doğrular esnektir. Merkezinizde değerler"iniz" varsa yanlışlar keskindir. Herkesin doğruları vardır sözüne katılmıyorum da doğ…

MERDİVEN ALTI DEĞERLER (kendi yazım)

Neresinden tutsam bilmiyorum yazmak istediklerimin, toparlayarak anlatmak istiyorum fakat anlatacak bir olay örgüsü olmaması kelimelerimi bağlıyor. Bir yerinden tutmadan başlıyorum.Tüm satırlarda kendime olan temennilerime rast geleceksiniz.
Hayatınızda hangi dönemdesiniz bilmiyorum ama öğrendim ki ben gelişimde 30-40 yaş arasında olan üreticiliğe karşı verimsizlik bölümündeyim. Üretmezsek ölürüz dedi Berna Hocam seminerde. 26 yaşındayım erken mi girdim bu döneme? Ya da geç kaldım? Üretmeyi o kadar istiyorum ki .Fakat somut bir üretmek değil istediğim. Daha soyut, daha ütopik görünen gerçek. Ömür boyu süren üretim. Ömür boyu lazım olan üretim. İçselleştirilebilen üretim. Bitmeyen üretim. Anahtar kelime üretim mi bilemiyorum. Zira Üretim fikren ya da bedenle belli bir emek ya da sermaye sarf edip elde edilen hizmet demek ise bir yerde uzlaşıyor istediğim ile.
İstiyorum ki omuzlarımda ağırlığını hissettiğim ve artık yavaş yavaş bu ağırlığı hafifleterek ilim öğreteyim. Öğrettiğimi sanırken…

Varlık “kendi şiirim”

Muvazenesiz insanoğlunun bayat duyguları gibi sözlerim, Dağlar şaşırırken kibrime, Yapraklar acır hafifliğime, Sahi neydi varlığım İnsan kadar diri, Yaprak kadar hafif, Toprak kadar yalan, Taş kadar ağır, Su kadar şeffaf mısın ey varlık!

Bedia Akdağ

NEYSEK OYUZ (kendi yazım)

Bu yazı, kendimi kendime bir tür savunma, kabulleniş,  iyi olmuşum ya ben deme şeklidir. Muhataplardan alınan etkiye tepkidir. Okuyan yine de istediği şekilde algılayabilir. Ucu çok açıktır. Kendimin bile emin olmadığı bu satırları yazmaktan kendimi alıkoyamıyorum.Yolun yarısında olduğumu sanan ben henüz yolun başına bile gelemediğimi anladığım gün tekrar yazacağım.Kendini fazla önemseyen, önemsiz biri olarak yazıyorum şimdilik. Büyük ironilerle....

Tecrübe dediğimiz yılları acıyla  öğrenmedim. Eskisi gibi olmadığında ya da her zaman şaklabanlığına alışmış insan topluluğuna hitap etmek yorucu olabiliyor. 

  Değişmek büyük külfet toplumda. Değişime değişim  gözüyle bakamıyorlar da hayat sana ne yaptı diye dramatize etmek daha zevk verici sanırım. Bir şeylerin oturması için, olgunlaşmak için, büyümek için, doymak için hayatın sana hoyrat davranmasına gerek yok. Bir şeyler yaşamana gerek yok.Kötü olaylar örgüsünde akıllanmana da gerek yok .Belki dramatize etmeye bayıldığınız senaryodan …